http://www.deyyan.com/wp-content/uploads/2014/10/resimimza-283x300.png

Erkek Gibi Kadın

IMG_3195

Dünyanın son zamanlarda sorunlarından biri de cinsiyet rollerinin birbirine yaklaşması ve hatta karışması. Kadının ve erkeğin yaratılışı gereği kendisine ait karakteristik özellikleri ve dünya düzeni doğrultusunda paylaşılmış görevleri vardır. Bunlar siyah ve beyaz olarak keskin bir şekilde ayrılmamıştır. Ortak alanlarda esnek geçişler vardır. Ama asla roller değişmemeli, karışmamalıdır. Kurulu düzende parçaların yeri değişirse sistem alt üst olur.

İnsanın sağlıklı karakter gelişimi için belirli bir yaştan sonra, kızlar anneleriyle erkekler de babalarıyla daha fazla zaman geçirmeli. Kadının kendini kadın gibi erkeğin de erkek gibi hissetmesi ve davranabilmesi için, belirlenen kritik dönemlerde rol model olarak hemcinslerinin seçilmesi çok önemli. Kimine göre bu bluğ çağı dönemi iken pedagoglara göre çocuğun ilk cinsiyet kavramı ile tanışma dönemine kadar iniyor. İki- üç yaş dönemlerinden başlayarak çocukların oyunlarına ve oyuncaklarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyorlar. Erkekler araba oynarken, kızlar bebeklerle oynamalı. Evcilik oyunlarında herkes kendi cinsinden rol seçmeli. Eğer bu seçimlerde bir sorun varsa bu konuda daha hassas davranılmalı.

Bir arkadaşımın kızı vardı. Tam bu cinsiyet kavramını algılama dönemlerinde, tahminen 3-4 yaşlarında iken, kendisinin erkek olduğunu, büyüdüğü zaman babası gibi olacağını söylüyordu. Etek giymek istemiyordu.  ”Sen neden erkek olmak istiyorsun diye sorduğumda bana “Çünkü kadınlar çok zayıf, erkekler daha güçlü” demişti. Hatta anne modeli de gayet güçlü, çalışan, sosyal bir kadındı. Bu yaşta bu cevap beni çok şaşırtmış ve düşündürmüştü.

Toplumsal olarak genlerimize işlemiş bir “kadın zayıftır” yargısı var. Temelinde de ekonomik özgürlük problemi. Yıllarca bu toplumsal yargının gölgesinde yaşamış kadın, eline eğitim fırsatı geçip, yüksek seviyede ekonomik özgürlük elde edince de dengesini kaybediyor. Kadının dengesini kaybetmesi demek dünyanın sallanması anlamına geliyor.

Kadın zayıf olmadığını kanıtlamak için her alanda erkek rolüyle  güç rekabetine giriyor. (Erkekle rekabete girmek farklıdır “erkek rolü” ile rekabet çok farklıdır) Diğer taraftan da kendi sorumluluklarını yerine getirmek zorunda kalınca hayat karışmaya başlıyor.

Çalışmak kavramı yıllarca erkekle bağdaştırılmış. Oysa bu insana has, yemek, içmek gibi   temel bir ihtiyaçtır. Cinsiyetle alakası olamaz. Sadece önemli olan kadının kimliğini ve cinsiyetini yıpratmadan, hırpalamadan çalışmasıdır.  Kadın güçlüdür. Kendine güveni tam olduğu anda altından kalkamayacağı hiçbir sorun veya görev olamaz. Yeter ki cinsiyetinden utanmasın ve aşağılamasın.

Artık dengeler değişiyor. İş hayatındaki kadın erkeksi bir havaya giriyor. Evine geldiği zamanda ister istemez bu etkiden kurtulamıyor. Evi geçindirme sorumluluğu eskiden tamamen erkeğin üzerinde iken şimdi şartlar gereği paylaşılıyor. Bu ister istemez güç dengesinde bir sallanmaya neden oluyor. Erkek karısını anne rolünde ve daha kadınsı görmek isterken karşısına daha sert bir eş çıkıyor. Çoğunlukla da bundan pek hoşlanmıyor.

Yaşamda roller karışmamalı. Dünya dengesi zıtlıkların birbirini tamamlaması üzerine kurulmuştur. Taraflardan biri diğerine benzemeye başlarsa bütünleşme zorlaşır. Kadın çalışmalı, her alanda başarılı olmalı, güçlü olmalı ama aynı zamanda da kadın kalmalı. Eş olduğunu, anne olduğunu unutmamalı. Ekonomik özürlüğü olmalı ama  bu özgürlükle evi geçindirme rolünü üstlenmemeli. Yaradılışından gelen kibarlığı, inceliği korumalı. Cinsiyetini her zaman gururla yaşamalı.

 

 

 

 

 

 

 

 

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.